10 Nisan 2008 Perşembe

Dünya'da Ve Türkiye' de Sendikalaşma

İŞÇİ KİMDİR?
İşçi, yaşamını sürdürmek amacıyla işgücünü ücret ya da maaş karşılığı satmak için kafa ya da kol emeği ile çalışan ücretlidir.
Bu anlamda çalışanın mesleğinin "Kaynakçı" olması, "mühendis" olması veya "laborant" olması sonucu değiştirmez. Bunların tümü "işçi" tanımı içinde değerlendirilmelidir.
Belirli bir eğitimle ya da öğrenimle kazanılmış olan beceri veya yetenek, o ücretli için yalnızca bir "meslek"tir.
Bu nedenle ülkemizde 657 sayılı Devlet Memurları Yasası kapsamına giren "memurlar", bu genel tanım içinde "işçi"dirler. Yine askeri işyerlerinde çalışan sivil memurlar, kimi kamu kuruluşlarında çalışan sözleşmeli personel, ücretli olarak çalışan hekimler, mühendisler ya da teknik elemanlar, toplu sözleşme kapsamında olmayan kapsam dışı personeller; kafa ya da kol emeği ile çalışmalarına bakılmaksızın, "ücretli" olarak çalıştıkları sürece "işçi" tanımlaması içinde düşünülmelidir.
Çünkü burada önemli olan, edinilen "meslek" değil, toplumsal ve sınıfsal olarak ekonomik ilişkiler içindeki konumdur.




SENDİKA NEDİR?
Sendikalar, işçilerin kendi hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek üzere oluşturdukları, örgütlendikleri sınıfsal ve toplumsal örgütlerdir.

Sendikalar işçi sınıfının ekonomik örgütleri olarak yalnızca ücretlerin ya da parasal sosyal hakların belirlenmesi amacıyla toplu sözleşmeler bağıtlayan örgütler değildir.

Günümüz koşullarında sendikalar; toplumsal ve siyasal yaşamın içinde; işçilerin sınıfsal çıkarları doğrultusunda etkinliklere katıldıkları sürece, demokrasinin sınırlarını geliştirir ve işçilerin haklarını güvencede tutarlar.

İşçilerin birer dayanışma örgütü olan sendikalar; dil, din, inanç, ırk, etnik ya da ulusal farklılık ve düşünce, ayrımı gözetmeksizin tüm işçilerin ortak örgütleridir.

SENDİKALARIN İŞLEVİ NEDİR?
Sendikalar genellikle işçi sınıfının "ekonomik örgütleri" olarak tanımlanırlar ve değerlendirilirler.
Siyasal düşüncesi, dinsel inancı, dünya görüşü, ırkı, cinsiyeti ve ulusu ne olursa olsun tüm işçilerin ekonomik ve toplumsal çıkarları aynıdır. İşçiler, sendikal örgütlerde bu ortak çıkarlar etrafında birleşirler. Çeşitli görüşlerdeki işçilerin sendikal örgütlerde bir araya gelmelerinin çoğu zaman öncelikli nedeni; daha iyi yaşama ve çalışma koşulları elde etme isteğidir.
Sendikalar imzaladıkları toplu sözleşmelerle işyerinde ya da işletmede çalışma koşullarını iyileştirmeyi amaçlarken, yaşama standartlarının yükseltilmesini ve sendikal güvencelerin geliştirilmesini de amaçlarlar.
Bunlara bağlı olarak sendikalar toplu sözleşmelerle;
-Satın alma gücünün korunması ve geliştirilmesi için ücretlerin ve parasal sosyal ödemelerin artırılmasını,
-Çalışma süresinin, ücretlerden herhangi bir azalma olmaksızın kısaltılmasını,
-İş ve sendikal güvencelerin geliştirilmesini,
-Çalışma koşullarının iyileştirilmesini, iş güvenliğinin sağlanmasını,
-Kıdem haklarının korunmasını, geliştirilmesini,
-İşyeri ya da işletmenin sosyal ve kültürel olanaklarının artırılması yönünde düzenlenmesini,
-Sendikal etkinlik ve güvencelerin işyerinde oluşturulan kurullar aracılığı ile genişletilmesini,
-Çalışma koşullarının ve çalışma ilişkilerinin demokratikleştirilmesini,
içeren düzenlemeleri yaşama geçirmeyi amaçlarlar.
Tüm bunların yanında sendikalar; üyelerinin çıkarlarını koruma ve geliştirme görevini sürdürürken; ülkenin geleceği, ekonomik, toplumsal ve siyasal alana ilişkin demokratik istemler yönünde de eylemler ve etkinlikler gerçekleştirmeye çalışırlar ya da gerçekleştirilen etkinliklere katılırlar.


SENDİKALARIN TEMEL NİTELİKLERİ NELERDİR?
Hangi ülkede, hangi işkolunda ya da işletmede örgütlü olursa olsun sendikaların ortak temel özellikleri bulunur.
Bu özellikler şunlardır:
1-Sendikalar kitle örgütüdür.
2-Sendikalar sınıf örgütüdür.
3-Sendikalar bağımsız örgüttür.
4-Sendikalar demokratik örgüttür.

SENDİKALARIN KİTLE ÖRGÜTÜ OLMASI NE DEMEKTİR?
Sendikalar emekçi kitlelerin tümüne açık örgütlerdir. Yani, siyasal düşüncesi, dünya görüşü, dinsel inancı, ırkı, etnik ya da ulusal kökeni, cinsiyeti ne olursa olsun emekçi olan herkese açıktır. Çünkü emekçiler her şeyden önce ekonomik ve toplumsal çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla sendikalarda örgütlenirler.
Hangi siyasal görüşte veya partide olursa olsun her işçi; ücretlerin artırılmasından, çalışma süresinin kısaltılmasından, izin sürelerinin arttırılmasından, yaşama ve çalışma koşullarının geliştirilmesinden ve hiçbir hak kaybına uğramaksızın iş güvencesi içinde çalışmadan yanadır.

SENDİKALARIN SINIF ÖRGÜTÜ OLMASI NE DEMEKTİR?
Kapitalist toplumlarda çıkarları birbirleri uyuşmayan iki toplumsal sınıf vardır:
1-Burjuvazi ya da sermaye sınıfı.
2-İşçi sınıfı ya da emekçiler.
İşçi sınıfının ekonomik örgütleri olan sendikalar, sınıfsal bir örgüt olarak işçilerin hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacını taşırlar.
Sendikalar bu anlamda birer "sınıf" örgütüdürler. Ve bunun için sendikalar işçi sınıfının kazanımlarını geliştirme yönünde mücadele ederken, sömürünün ortadan kaldırılmasını içeren toplumsal amaçlar için, diğer emek örgütleriyle birlikte hareket etme sorumluluğunu ertelemezler.

SENDİKALARIN BAĞIMSIZ ÖRGÜT OLMASI NE DEMEKTİR?
Sendikalar özgür seçimlerle oluşturulmuş örgütsel yapısı içinde karar verirler. Bu anlamda sendikalar siyasal partilerden, işverenlerden ve örgütlerinden, devletten bağımsızdırlar.
Bunun anlamı şudur:
Sendikalar partilerin "aracı" ya da "kolu" olamazlar.
Sendikalar, devlet kuruluşlarının güdümünde kalamazlar.
Sendikalar, işverenlerin istemlerine bağlı olarak davranamazlar, karar alamazlar.
Yani; sendikalar kendi tüzüklerine bağlı olarak seçilmiş karar organları aracılığıyla işçi sınıfının ve üyelerinin kısa, orta ve uzun dönemli çıkarlarına bağımlı olarak karar alır, etkinlik gösterir ve mücadele ederler, etmelidirler.
Sendikal örgütlerin siyasal partilerin yan örgütü olarak düşünülmesi onun kitle örgütü olma özelliği ile bağdaşmaz. Çünkü sendikaların partilerle organik bütünleşme içine sokulması işçi sınıfının sendikal birliğini zedeler.
Bir sendikal örgütün, bir partinin kayıtsız şartsız güdümünü kabullenmesi, onun emir veya direktifleriyle yürümesi, o örgütün yığınsallaşmasını, etkinleşmesini güçleştirir; bölünmelere yol açar. Sendikanın kitle örgütü olma niteliği yara alır, hatta kaybolabilir.
Örgütsel bağımsızlık, bir sendikanın;
-Kendi ilkeleri içinde,
-Kendi üyesinin ve genel kurulunun denetimi altında,
-Seçilmiş organlarıyla,
-Hiç bir örgüt dışı yerden emir ve buyruk almadan işlemesi;
-Kendi organlarında, kararlarını egemence alıp uygulaması demektir.
Bu bağımsızlık; ülke sorunların çözümlenmesi ve sınıfsal çıkarların gerçekleştirilmesi yönünde diğer meslek örgütleriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla; sendikanın örgütsel bağımsızlığını değer olarak gören siyasal örgütlerle ortak amaçlar yönünde, ortak etkinlikler yapılmayacağı, ortak davranılmayacağı anlamına gelmez. Çünkü ortak amaçlar yönünde gerçekleştirilecek ortak eylemler, sendikaların toplumsal ve ekonomik etkinliklerini daha da geliştirir.




SENDİKALARIN DEMOKRATİK ÖRGÜT OLMASI NE DEMEKTİR?
Bir dayanışma ve kitle örgütü olan sendikalar üyelerinin katılımına açıkhtır.

Sendikal demokrasi, her şeyden önce sendika üyelerinin sendikayı temsil edecek ya da yönetecek kişi ve organları özgür ortamlarda gerekli örgütsel katılım araçlarıyla ve demokratik biçimde saptaması, seçmesi demektir.
Sendikal demokrasi yalnızca bir seçim ve oylama düzeni değildir. Sendikal demokrasinin diğer ve en önemli ilkelerinden biri de, kararların hazırlanması, alınması ve uygulanmasına tüm üyelerin, etkin bir biçimde katılmasını sağlamaktır.
Sendikal demokrasinin yaşama geçirilmesi tüzüğün demokrasi ilkeleri içinde oluşturulmasına bağlıdır. Sendika tüzüklerinde yapılacak düzenlemelerle sendika organları birbirlerini bütünleyecek biçimde katılıma açık olarak oluşturulmalıdır.

SENDİKALAR İSTEMLERİNİ HANGİ ARAÇLARLA YAŞAMA GEÇİREBİLİRLER?

Sendikalar; ekonomik, toplumsal ve siyasal istemleri konusunda farklı mücadele araçlarını kullanmak zorundadırlar.

Bu mücadele araçlarından en önemlisi grevdir.

Sendika kurmak nasıl bir hak, toplu sözleşme bağıtlamak demokrasinin olmazsa olmaz bir kuralı ise bir endüstriyel eylem biçimi olan ve ücretliliğin haklarını koruma aracı olan grev de öylesine temel bir haktır.

Her temel hakta olduğu gibi grev hakkı da yıllar içinde farklı bölgelerde, farklı ülkelerde farklı bir evrim geçirdi, çeşitlendi, zenginleşti.

Sendika ve toplu sözleşme hakkının oluşması on yıllarca süren büyük savaşımlar sonucu ve özellikle en büyük araç grevle kazanıldı. Yani grev; sendika ve toplu sözleşme hakkını genişleten bir araç olurken; sendika, grev hakkını yasallaştıran bir aygıt oldu. Biri diğerini koşullandırdı, genişletti, tartışılamaz bir hak düzeyine yükseltti.

Kapitalizmin ilk yıllarında çok uzun iş sürelerine, sefalet ücretine ya da ücret ödenmemesine, ağır ve tehlikeli çalışma koşullarına, güvencesizliğe, yoksulluğa karşı bir ayaklanma biçiminde; aktif ya da pasif şiddete karşı, yer yer şiddeti de içeren biçimde gerçekleştirildi. 19. Yüzyılın ortalarında Avrupa ve Amerika'da uygulanan bu grevler, kimi zaman ekonomik ve toplumsal hak arama düzeyinde; kimi zaman da politik erki yani siyasal iktidarı ele geçirme düzeyinde gelişti.

20. Yüzyılda Avrupa'da yaygınlaşan grevler ise grevi sendikalılık hakkının temel ve ayrılmaz bir parçası olarak işçi hareketinin yasallığı içine soktu. 2. Dünya Savaşından sonra grev hakkı artık demokratik toplum yaşamının ayrılmaz bir parçası oldu.

Türkiye'de grev, 75 yıllık Cumhuriyet tarihinin ancak son 36 yılında; o da askeri darbeler ile sıkıyönetimler dışında, kısıtlı Anayasal ve yasal bir hak olarak hukuk sistemi içinde kaldı. Grevler son 36 yıllık dönemde yaklaşık 8 yılda da fiili olarak yasaklandı, sendikalılık hakkının dışına çıkarıldı. Yani ancak 28 yıllık dönemde yasal grev uygulamaları gerçekleştirilebildi.

GREV HAKKI NASIL EVRİMLEŞTİ?

Grev her toplumsal eylem gibi zaman içinde değişim gösterdi. Yüzyılın başında uygulanan grevlere göre; bugün uygulanan grevler çoğunlukla bir iş uyuşmazlığının bir evresi olarak algılanıyor ve toplu sözleşmenin son aşamasında yürürlüğe sokulan sendikal bir eylem türü olarak yaşama geçiriliyor. Bugün, birçok ülkede grev hakkı yasal bir hak. Ancak bu hak kimi ülkelerde -ki bu ülkelerin büyük çoğunluğu demokratik süreç olarak alt düzeyde- grev, toplu sözleşmenin tamamlayıcı bir unsuru olarak görülüyor. Kimi ülkelerde ise grev, tüm uygulama biçimleriyle yalnızca toplu sözleşme sürecinde ortaya çıkmayan farklı politik tutum alışlarda sendikalara güç veren demokratik yasal bir hak.

Grev bir bütün olarak endüstriyel ilişkiler sisteminden bağımsız düşünülemeyecek kollektif bir tutum alış ve doğrudan üretim eylemidir.

Grev durumunun ortaya çıkması genellikle büyük soruların var olduğunun da bir belirtisi, kanıtıdır.

Bazı ülkelerde grevler işin sona erdirilmesi gibi bir etki doğurmakta ve işverenlere, grevci işçiler yerine yeni işçi istihdam etme olanağı tanımaktadır. Bazı ülkelerde ise bir grev yapıldığında, işveren işçileri işten çıkarabilir veya geçici veya sürekli olarak onların yerine yeni işçi istihdam edebilir.

Grev eylemi de, herhangi bir toplumsal olgu gibi, ekonomik, toplumsal, teknolojik ve diğer değişikliklerden etkilenmektedir. Teknolojik ilerlemeler, giderek artan uluslararası ticaret ve çokuluslu şirketlerin yaygınlığı, ücretlinin yaşama koşullarını ve çalışmayla ilişkilerini etkileyen unsurlardır ve bunların tümü grev üzerinde önemli etkilerde bulunur.

GREV TÜRLERİ NELERDİR?

Grev, amaçlarına ve uygulanma biçimlerine göre değişiklik gösterir ve farklı adlarla belirtilir.
-Çıkar (Menfaat) grevi: Toplu sözleşmenin yasal prosedürü içinde ortaya çıkan grevlerdir. Toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması veya uyuşmazlıkların belirli bir dönemde çözümlenememesi durumunda gerçekleştirilen grevlerdir.
-Hak grevi: Yürürlükteki toplu sözleşmenin hüküm veya hükümlerinin uygulanmaması durumunda yapılan grevlerdir.
-Genel grev: Yalnızca bir işletmede ya da işkolunda değil, tüm işkollarında üretimin topluca bırakılması eylemidir.
-Dayanışma grevi: Ulusal veya uluslararası düzeyde demokratik kazanımları korumak, geliştirmek amacıyla başlatılan bir ya da birçok grev veya eylemle dayanışma göstermek amacıyla gerçekleştirilen grevdir.
Grev belirli bir amaçla yapılır. Bu amaç doğrudan ve yalnızca o işyerini ilgilendirdiği gibi o ülkedeki veya başka bir ülkedeki işçi veya demokrasi mücadelesini desteklemek amacıyla gerçekleştirilebilir. Birçok kez tanık olunduğu gibi bir yasanın değiştirilmesi ya da politik iktidarın düşürülmesi amacına yönelik olabildiği gibi emek ve demokrasi karşıtı yönetim oluşturma girişimlerine karşı da uygulanabilir.
Her eylemde olduğu gibi grevin belirgin bir amacı olmalıdır. Bu amaç grevin niteliğini, biçimini, süresini, katılım düzeyini belirler, belirlemelidir.

Grevin biçimleri de çok farklılık gösterir:
-İşyerinde çalışan tüm işçilerin üretimi durdurması,
-İşyerinde çalışanların bir bölümü, bütün işyerinde işin durdurulmasına yol açan bir biçimde işi bırakması,
-İşyerinde tüm işçilerin belirli aralıklarla ve kısa sürelerle çalışmaya ara vermesi,
-İşyerinde çalışan işçilerin sistemli olarak verimliliği düşürmesi,
-İşçilerin sağlık kurumuna gitmek üzere topluca izin istemeleri,
-İşçilerin, işyerindeki işlerine aşırı bir özen göstererek üretimi düşürmeleri,
-İşyerinde işi durdurarak işyerini terk etmemesi,
-İşyerini topluca terk ederek yürüyüş ve gösteri düzenlemesi.

SENDİKALARIN GREV DIŞI EYLEMLERİ NELERDİR?
Sendikalar grev dışında da mücadele araçlarını kullanırlar. Mitingler, yürüyüşler, tüketici boykotları, protestolar, kampanyalar bunların başta gelenleridir. Sendikalar tüm bu demokratik mücadele yöntemleriyle istemlerini yaşama geçirmeye çalışırlar.

GREV VE EYLEMLER NASIL BAŞARILI OLUR?
Grev ve eylemler uygun zamanda, uygun koşullarda, ve mutlaka üyelerinin birliği sağlanarak yaşama geçirilirse başarılı olurlar. Bunun için üyelerin sorun ya da sorunlar karşısında bilgilendirilmesi, örgütlendirilmesi, eyleme katılımının sağlanması gerekir.
Eylem için temel şartlardan birisi birliktir.
Birlik açıklıkla ve katılımla sağlanabilir.
Uygun koşullarda gerçekleştirilmeyen; başlama, yükselme ve sonuçlandırma aşamaları belirlenmeyen, riskler ve tehlikeleri saptanmayan, koşulların değişmesini dikkate almayan, birliği koruyamayan, yılgınlık ve panik yaratabilecek örgütlenmelerle gerçekleştirilecek, ayrımcılığa neden olabilecek eylemler başarılı olamazlar.
"Eylem için eylem", "Eylem her şey, amaç hiçbir şey" yaklaşımı; sendikaya, örgütlülüğe ve kazanımlara büyük yaralar açabilir. Böylece amaçlananlar gerçekleşmez, provakasyonlara neden olabilir, hatta yıllarca üyeler üzerinde yılgınlık yaratabilir.

TÜRKİYE'DE GREV YASAKLARI NASIL ETKİSİZLEŞTİRİLİYOR?
Türkiye'de grev hakkına yasalarla geniş yasaklar getirilmiştir. Grevin etkinliğini ortadan kaldıran bu yasaklar genel olarak şöyledir:
-Grev tümüyle toplu sözleşme sürecine bağlı kılınmıştır: Greve getirilen bu sınırlama sonucu; hak grevi, dayanışma grevi, genel grev yasaklanmıştır.
-Grev katı yasal sürelerle etkisizleştirilmiştir: Türkiye'de grev kararı almak ve bunu uygulamak için belirli sürelere uymak zorunluluğu vardır.
-Grev kararı, lokavt hakkı ile sindirilmektedir: Grev kararı alınmasının ardından işveren lokavt ilan ederek toplu işten çıkarma hakkı edinebilmektedir.
-Grev yasağı kapsamı geniştir: Grev uygulamasının yapılamayacağı birçok işyeri, işletme, işkolu bulunmaktadır. Milli Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı işyerleriyle birlikte; su, elektrik, havagazı, termik santrallarını besleyen linyit üretimi, tabii gaz ve petrol sondajı, üretimi, tasfiyesi, dağıtımı işyerlerinde, petrokimya işlerinde, bankacılık sektöründe, kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye, şehir içi deniz, kara ve demiryolu ve diğer raylı toplu yolcu ulaştırma hizmetlerinde grev yasağı vardır.
-Grev yasaklanması için Hükümete olağanüstü yetkiler tanınmıştır: Hükümet, "Genel Sağlık", "Milli Güvenlik" gerekçesiyle belirli süreler için grev erteleme hakkına sahiptir.
-Grevin ertelenme döneminde uyuşmazlığı Yüksek Hakem Kurulu sona erdirmektedir: Hükümetin grev ertelemesini ardından özel hakeme başvurulmakta, ancak uyuşmazlık çözümlenemezse; toplu sözleşmeyi kararlarına itiraz edilemeyen ve dava açılamayan Yüksek Hakem Kurulu sonuçlandırmaktadır.
-Olağanüstü dönemlerde grev valiliklerin onayına bağlıdır: Grevin oluşma nedeni ile hiçbir ilişkisi olmayan bir nedenle uygulanan sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilanı grevi olanaksız kılmaktadır
-Grev oylamasında greve çıkılmaması ikinci bir cezalandırmaya neden olmaktadır: Grev oylamasında greve çıkılmamasına karar verilirse, oylamanın kesinleşmesini izleyen 15 gün içinde tarafların anlaşması zorunluluğu getirilmektedir. Bu sürede de sonuca varılmamışsa sendikanın yetkisi düşmekte ve toplu sözleşmeyi Yüksek Hakem Kurulu sonuçlandırmaktadır.
-Greve başlamak için katı süreler uygulanmaktadır: Greve çıkmak için sendikanın uymakla yükümlü olduğu süreler, hiçbir prosedür hatasına olanak vermemektedir.
-Greve çıkan işçiler işyeri önünde gösteri yapma olanağına sahip değildir.
-Grevde geçen süreler kıdem tazminatından sayılmaz.
-Grev gözcülüğünün hakkı kısıtlıdır.

SENDİKALAR KİTLE EYLEMLERİNİ NEDEN GERÇEKLEŞTİRİRLER?
Sendikalar demokratik ve toplumsal istemleri yanında toplu sözleşme istemlerini gerçekleştirmek, kazanımlarını korumak veya siyasal istemlerini geniş halk kesimlerine iletmek amacıyla kitle eylemleri düzenlerler. Bundan amaç; hem kamuoyunu duyarlı kılmak hem de istemlerin kitleselliğini göstermektir.
Sendika üyeleri örgütlü kitlesel eylemlere katılımı, toplumsal bir sorumluluk olarak görmeli; sendikalarına güç vermelidirler. Böylece sendikal birlik daha da gelişecek, hak ve istemler yaşama geçirilebilecektir. Suskunluk sese, istem gerçeğe dönüşecektir.


SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI VE SENDİKALAR SİYASAL YAŞAMA NEDEN KATILMALIDIR?

Bundan 10-15 yıl öncesine kadar hemen hemen tüm ülkelerde yurttaşların siyasal, toplumsal ve yönetsel sorumluluklara katılımı; çoğunlukla siyasal katılım örgütü olan partiler aracılığıyla, ülkenin oylama sistemine bağlı olarak gerçekleştirilmekteydi.

Ancak siyasal sistemi etkilemeyi ve kimi zaman değiştirmeyi, hatta dönüştürmeyi içeren bu katılımın yetersizliği ve tek boyutluluğu giderek açığa çıktı. Toplumsal sorunlara ya da gelişmelere karşı; örgütlü tutum geliştirmenin, siyasal partiler aracılığıyla gündeme getirilmesi yeterli olmaktan uzaklaştı. Kitle iletişim araçlarıyla küçülen dünyada yurttaşların siyasal yönetimi etkileme çabaları yeni araçları, yeni örgütlenme biçimlerini gündeme getirdi. Yani insanlar; süreci ya da olayları dönüştürmek için, ortak platformlara gereksinim duymaya başladı. Onlar için hemen hemen tüm toplumsal kesimlerini etkileyen bir sorunda; tek bir siyasal partinin veya akımın içinde kalmak zorunluluğu yoktu. Tepkilerini bir yurttaş olarak, siyasal kimliğini öne çıkarmadan koyabilmeliydi. Bunun için örgütlenmek gerekiyorsa örgütlenmeliydi. Toplumsal yaşamın "bir" alanını oluşturan siyasal yaşama katılım için "tek" araç siyasal parti olamazdı, olmamalıydı. Çünkü, demokrasi yalnızca oylama düzenine indirgenecek basitlikte bir kavram değildi.

Sivil toplum örgütlerinin kamusal alanda rollerini geliştirmeye yönelmesi ve siyasal sistemi etkilemesi hatta zorlaması, işte bu koşullarda daha görünür olmaya başladı. Böylece yurttaşların yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde örgütlenmeleriyle oluşan ve etkinlikleri üyelerinin toplu iradeleriyle belirlenen örgütlenmeler etkili olmaya başladı.

Bugün tüm dünyada demokratik siyasal sistemlerin kurumlaştırılması için sivil toplum örgütlerinin rolleri daha da artıyor. Yönetimler, siyasal örgütler, toplumsal örgütlenmelerin bu yöndeki gelişmelerine düne göre daha fazla değer vermek, dikkate almak zorunda kalıyor.
Artık Birleşmiş Milletler Örgütü'nün uluslararası sorunların belirlenmesi ve çözümlenmesi için düzenlediği konferansların hazırlık sürecine toplumsal örgütler etkin olarak katılıyor. Sivil toplum örgütlerinin görevi burada da sınırlı kalmıyor. Bu konferanslarda alınan kararların ülkeler düzeyinde gerçekleştirilmesi sürecine sivil toplum örgütleri de katılıyor ve Hükümetler üzerinde denetleyici rol oynuyorlar.

Tüm bu yönleriyle sivil toplum örgütleri uluslararası kuralların, yaptırımların ve denetim aygıtlarının oluşturulması yönünde çaba göstermeye ve sonuçta da yeni bir dinamik olmaya başladılar.

Böylece yalnızca ulusal düzeyde değil, uluslararası düzeyde de çözüm bekleyen birçok sorun daha geniş boyutlarıyla ele alınıyor. İşte bugün tüm dünyada sivil toplum örgütlerinin çözümlenmesi amacıyla etkinlik gösterdiği küreselleşen sorunlardan bir kaçı:
-İnsan hakları uygulamalarının denetlenmesi,
-Kadınlar haklarının geliştirilmesi,
-Dışlanmış, sosyal korunma kapsamına alınması gereken toplumsal grupların desteklenmesi,
-Eğitimlilik düzeyinin ve kalitesinin artması.
-Çevre sorunlarının çözümlenmesi için politik süreçlerin etkilenmesi,
-Barışın oluşturulması için savunma giderlerinin azaltılması.
Ancak giderek genişleyen etkinlikleri nedeniyle sivil toplum örgütlerinin toplumsal rolleri artık daha çok sorgulanmaya başlandı. Toplum örgütleri demokratik toplumsal yapının sıradan bir unsuru olmaktan çıkıyor ve bütünleyici temel bir unsuru oluyor. Bu durum siyasal karar alma mekanizmalarına katılım için de söz konusudur.
Sivil toplum örgütleri gerek merkezi, gerekse yerel düzeylerde, seçilmişlerden oluşmuş siyasal yapının sorumluluğundaki projelerin; etüd, karar oluşturma, uygulama ve denetleme süreçlerine katılıyorlar. Çünkü toplumsal sorunların kalıcı, dengeli ve sorunsuz biçimde çözümlenmesi, demokratik mekanizmaların yaratılmasıyla, yurttaşların katılımının artırılmasıyla olanaklıdır. Bu nedenle sivil toplum örgütleri sorunların çözümlenmesine yeni katılım biçimleri önermekte ve bu yönde toplumsal bir taraf olarak aktif bir rol üstlenmeye başlamaktadır.

Sivil toplum örgütlerinin kazandığı bu yeni rol; devlet-birey ilişkisinin yeniden sorgulanması sonucudur. Başka bir anlatımla bu katılım biçimi seçilmişlerden ve onların atadıklarından oluşmuş siyasal yapıların toplumsal sorunların çözümüne yetemediğinin bir göstergesidir.

SENDİKALAR ETKİNLİKLERİNİ NASIL ARTTIRABİLİR?
Türkiye, sivil toplum örgütlenmesinin yeterli genişlikte olmadığı bir ülkedir. Bunun nedeni demokratik kültürün yeterince gelişmemiş, geliştirilmemiş olmasıdır.

Demokratik toplum kurmak için örgütlenme bir zorunluluksa; demokratik kültürün gelişmesini sağlayacak, toplumsal programların gerçekleştirilmesi de bir zorunluluktur.

Bunun için sivil toplum örgütleri ve sendikalar hedefledikleri demokrasinin gerçekleşmesi için kendi demokratik yapılarını kurumlaştırarak üyeleri ile iletişimlerini her düzeyde geliştirmelidir.

Sendikalar, kendilerine biçilmiş rolleri değil, evrensel rollerine uyumlu rollere bağımlı bir yönelimi öne çıkartarak, siyasal ve toplumsal yaşamın her alanında etkinliklerini geliştirmelidir: Siyasal yaşamın yalnızca parlamento ve siyasal partiler olmadığını ve onlar olmaksızın siyasal yaşam içinde olunamayacağını bilerek...


• DÜNYA'DA SENDİKAL HAREKET NASIL DOĞDU VE GELİŞTİ ?
• Sendikal hareket kapitalizmin gelişmesine koşut olarak gelişti. Kendi emeği ile geçinenlerin örgütlenme çabaları kapitalist toplumun tam olgunlaşmadığı dönemlere kadar uzanır.
Dünya'da kapitalizmin ilk ve en hızlı geliştiği ülke İngiltere'de 18. Yüzyılda ilk emekçi örgütlenmeleri başladı. Bu ilk örgütlenmeler; dayanışma dernekleri, yardımlaşma sandıkları biçiminde oluşturulan emekçi birlikleriydi.
O günlerde doğmakta olan işçi sınıfının yaşama ve çalışma koşulları çok ağırdı. Günlük çalışma süresi 14-16 saatti ve kimi zaman 18 saate çıkıyordu. İş güvenliği yoktu. İş kazaları, meslek hastalıkları çok yaygındı. Çalışanların makineleri kullanmaları için özel bir yeteneği olması gerekmiyordu. Bu nedenle çok sayıda kadın, çocuk ve işçi kötü koşullarda ve çok az ücret alarak çalışıyorlardı.
Bu ilk örgütlenmeler işçilerin örgütlenme, dayanışma bilincini geliştirdi. Ancak işçilerin örgütlenmeleri giderek kapitalistlerin önlem almasını getirdi. Kapitalistlerin siyasal iktidarları işçilerin örgütlenmelerini engellemek için yasalar çıkardılar.
1791'de Fransa'da, 1799'da İngiltere'de işçilerin birlik kurmalarını engelleyen yasalar oluşturuldu.
İşçiler uzun mücadeleler sonucu bu yasakların kaldırılmasını sağlayabildiler.
1824 yılında İngiltere'de, 1884 yılında da Fransa'da sendikalar yasal olarak tanındı.
Makine ile üretimin yaygınlaşması işsiz kitlenin oluşmasını doğurdu. Topraktan koparak kente gelen köylüler de bu işsiz kitleye katılınca, işsizler ordusu sürekli büyüdü.
1810-1812 yıllarında başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde işçiler; yoksulluğun, açlığın ve ezilmişliğin sorumlusu olarak makineleri görerek onları kırmaya çalıştılar.
İşçiler bir süre sonra makineleri kırmanın yanlışlığını gördüler. Çünkü makineleri kırmak işsizliği önlemiyor, yoksulluğu gidermiyor ve sorunlarını azaltmıyordu.
Artık yaşadıkları sorunların kaynağı konusunda daha da bilinçleniyorlardı: Sömürünün kaynağında kapitalistler vardı.
İşçi sınıfının sayıca çoğalması, çok sayıda işçinin tek bir fabrika çatısı altında toplanması sınıf bilincinin ortaya çıkmasını sağlıyordu. Aynı güçlükleri, sorunları birlikte yaşayan işçiler birbirlerine bağlanıyorlardı.
O dönemlerde ağır çalışma ve yaşama koşullarına karşı çözüm yolu ararken kapitalistleri zorlamanın gerekli olduğunu kavrarken; üretimin en önemli unsurunun kendilerinin yani işçilerin olduğunu gördüler. İşte bu aşamada işçiler grev denen eylem biçimini buldular. Ücretlerin artırmak, insanca yaşama koşullarına kavuşmak için topluca işi durdurarak işverenleri istemlerini kabul ettirmeye zorladılar.
1847 yılında ekonomik bunalımın Fransa'yı karıştırması üzerine 1848 yılında halk ayaklandı. Kralın tahtı yakıldı ve cumhuriyet ilan edildi. Devleti tam anlamıyla ele geçiren kapitalistler, çalışma hakkını kabul ederken işçilerin "Sosyal Cumhuriyet" istemlerine karşı çıktı. Bunun üzerine Haziran 1848'de işçiler ayaklandı. Binlerce işçi kapitalistlerin emrindeki düzenli ordu tarafından öldürüldü. Ve tarihte ilk kez işçi sınıfı ile kapitalistler bu kadar kesin hatlar üzerinde karşı karşıya geldiler.
İzleyen yıllarda Almanya, İngiltere ve Fransa'da büyük işçi eylemleri yaşandı.
Tüm bu eylemlerde işçi sınıfı bir bütün olarak kapitalistlere karşı çıkmak zorunda olduğunu kavradı.
Artık karşı çıkış yalnızca ekonomik iyileştirmeler için değil, siyasal amaçlara doğru ilerliyordu.
28 Eylül 1864 tarihinde Londra'da çeşitli ülkelerden gelen işçilerin katımıyla "Uluslararası İşçi Derneği-1. Enternasyonal" kuruldu. Ve ilk kez 1. Enternasyonal'le birlikte "Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşiniz" sloganı dünyada bayraklaşmaya başladı.
1. Enternasyonal'in kurulması, işçi sınıfı hareketi için dönüm noktası oldu. 1. Enternasyonal 1866 Cenevre Kongresinde 8 saatlik işgünü çağrısı yaparken, 1869 yılında toplanan Basel Kongresinde sendikaların her meslek ve işkolunda mutlaka örgütlenmesi, ülke çapında birleşerek sendikal örgütlerin kurulması kararını aldı. 1. Enternasyonal 1876 Filadelfiya kongresinde feshedildi.

1 Mayıs nasıl doğdu?
18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başlarında Avrupa'da ve özellikle İngiltere'de sanayi ve ticarette büyük gelişmeler yaşandı. Küçük atölyelerin ve imalathanelerin yerine yüzlerce hatta binlerce işçinin çalıştığı fabrikalar kuruldu. Böylece modern sanayi gelişimi başladı. Ancak işçiler çok ağır koşullarda; gün doğumundan gün batımına kadar çalışıyordu. Bu nedenle iş kazaları çoğalıyor, önlem alınmıyor kaza geçiren işçiye hiçbir tazminat verilmiyor, ölen ya da yaralanan işçi suçlu sayılıyordu.
Bu duruma sessiz kalmayan işçi sınıfı Avrupa'da ve Amerika'da yoğun bir mücadele veriyordu.
Amerika'da iç savaş sonrası ekonomi büyük sorunlar içine girmişti. Kapitalistler bu sorunlarından kurtulmak için ucuz işgücü kullanmaya çalışıyordu ve 1874 yılında dört eyalette birden ücretlerin düşürülmesine karar verdiler. İşçiler bu karara karşı direndi. 13 Ocak 1874 günü düzenledikleri kitlesel bir toplantı polis tarafından bastırıldı. Pek çok işçi yaralandı ve tutuklandı. Kısa bir süre sonra Pensilvanya'da kömür işçileri de harekete geçti. Direniş kanlı biçimde kırıldı, 10 işçi lideri asıldı, 14'ü zindanlara atıldı.
Bu arada Amerikan işçi sınıfının kanı pahasına sürdürdüğü direniş sürerken kapitalistlerin baskısı da yoğunlaşıyordu.
1877 yılında bütün baskılara rağmen 8 saatlik işgünü isteyen ve ücretlerinin düşürülmesini protesto eden işçiler eylemlerini doruğa ulaştırdı. Bu eylemlerde demiryolu işçileri 12 ölü verdi. 1877 direnişi de kanlı biçimde sona erdi. Ama işçi sınıfı örgütlenmesini sürdürdü.
1 Mayıs 1886 günü Amerikan işçileri genel greve çıktı. 80 bin işçi sekiz saatlik işgünü için direnişe geçti. 3 Mayıs'ta Şikago'da direnişçi işçilerin üzerine ateş açıldı. Yüzlerce işçi çoluk çocuk demeden vuruldu, hapse atıldı. Olayı protesto eden işçiler ertesi gün alanlardaydı. Kalabalık dağılırken bir kışkırtıcının attığı bomba ortalığı karıştırdı. Aynı anda polisler silahlarını ateşledi: Canlı ne varsa, kadınlara, çocuklara, yaşlılara ve gençlere...
Olaylar sonunda Parsons, Spies, Fischer ve Engel isimli dört işçi önderi idam edildi.
1888 Aralığında toplanan Amerikan İşçi Federasyonu 8 saatlik işgünü elde edilinceye kadar, her yıl 1 Mayıs'ta kitle gösterileri düzenleme kararı aldı. Aynı aylarda birbirinden habersiz olarak Fransız ve Belçika İşçi Sendikaları Konfederasyonları sekiz saatlik işgünü için savaşım kararı alıyordu.
14-21 Temmuz 1889'da Paris Kongresi ile kuruluşu gerçekleştirilen II. Enternasyonal, 1 Mayıs'ı işçi sınıfının uluslararası birlik ve dayanışma günü ilan etti. 1890 yılından sonra 1 Mayıs'lar bütün ülkelerde uluslararası işçi bayramı olarak kutlanmaya başlandı. Birçok ülkede 1 Mayıs tatil günü olarak kabul edildi. 1919 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) kuruluş kongresinde 8 saatlik işgünü karara bağlandı.
Bugün dünyanın hemen her ülkesinde 1 Mayıs'lar artan bir coşku ve heyecan ile kutlanıyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedir?
8 Mart 1857 tarihinde Amerika'nın New York kentinde 40.000 dokuma işçisi insanca çalışma koşulları istemiyle greve başladı. Ancak Amerikan polisi grevcilere saldırdı. Saldırı sırasında çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi can verdi.
1910 yılında Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı ilerici kadınlar toplantısında Alman Sosyal Demokrat Parti'nin önderlerinden Clara Zetkin; 8 Mart 1857 tarihinde yangında ölen kadın işçiler anısına 8 Martların Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliği ile kabul edildi. Sendikalar yıllarca bu önemli günde kadına yönelik ayrımcılığı daha güçlü olarak dile getirdi.
1975 yılında Dünya Kadınlar Yılı'nı ilan eden Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ı tüm kadınlar için Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı. İşte 8 Mart böylesi bir süreçle tüm dünya kadınlarının, kutladığı enternasyonal bir güne dönüştü.
1857 yılında New York'lu dokuma işçisi kadınların daha az çalışma süresi isteyerek eşitsizliklere karşı sürdürdüğü insanca yaşam kavgası artık tüm kıtalardaki kadınların ellerinde dalgalanan bir bayrak oldu.

20. YÜZYILDA SENDİKAL HAREKET NASIL BİR GELİŞME İZLEDİ?
20 yüzyıla girerken kapitalizm yeni bir aşamaya girdi: Tekelci kapitalizm.
Tekelci kapitalizmle birlikte işçi sınıfı üzerindeki sömürü daha da arttı. İşsizlerin sayısı çoğaldı. Eski tip sömürgeciliğin yerini, yeni tip emperyalist sömürgecilik aldı. Gelişmiş kapitalist ülkeler diğer ülkelere sermaye yoluyla girerek egemenlik kurmaya başladılar.
Emperyalist ülkelerin paylaşımı giderek sertleşti ve 1914 yılında 1. Dünya Savaşı'nın doğmasına yol açtı. Bu aynı zamanda dünya pazarlarının paylaşımı savaşı oldu. Avrupa'da işçi sendikaları bu paylaşım savaşına karşı çıktılar.
Savaşın 1918'de bitmesi ardından Avrupa sendikalarının istemleri doğrultusunda 1919 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) kuruldu. Yine sendikaların çabaları sonucu "İşçi Hakları Bildirgesi" benimsendi. Bu Bildirgenin temel ilkeleri şunlardı:
-Emek bir meta değildir,
-Sendikal örgütlenme hakkının sağlanması,
-Yeterli bir yaşam düzeyini koruyabilmek için elverişli ücret ödenmesi,
-Günlük 8, haftalık 48 saat çalışma süresi,
-Haftada en az 24 saat dinlenme süresi,
-Çocuk yaşta işçi çalıştırılmasının yasaklanması,
-Ülkede tüm işçilere eşit davranılması,
-İşçileri korumayı amaçlayan yasa hükümlerinin uygulanmasını sağlayacak denetim sisteminin kurulması.
Böylece çalışma yaşamını ilgilendiren konularda evrensel nitelikli sözleşmelerin oluşturulması süreci başladı. Dünyada sendikal hareketin genişlemeye başladığı bu dönemi izleyen 1929 yılında tüm kapitalist ülkelerde büyük bir ekonomik bunalım yaşandı.
Bu arada Almanya ve İtalya'da tekelci sermayenin en kanlı, en baskıcı diktatörlüğü olan faşizm tırmanmaya başladı. Almanya'da Hitler, İtalya'da Mussolini iktidara geldiler. 1939 yılında 2. Dünya Savaşı başladı.
Savaş, 1945'te Almanya'nın teslim olması ile sona erdi. İnsanlığın önünde yeni bir ufuk belirdi. Bu aşamada sendikalar bir yandan toplumsal rollerini genişletirken, çalışma koşullarının, örgütlenme hakkının evrensel ilkeleri daha da belirginleşti. ILO bu konuda önemli bir işlev gördü. ILO Konferanslarında kabul edilen sözleşmelere bağlı olarak gerçekleştirilen yasal düzenlemeler, birçok ülkede istemlerin yaşama geçirilmesini, çalışanların soluklanmasını sağladı.
Bu arada dünya sendikaları uluslararası birlikler oluşturdular. 1945 yılında Paris'te 56 ülkeden 64 milyon emekçi adına toplanan 272 sendikacı Dünya Sendikalar Federasyonunu kurdu. Soğuk savaşın etkisi ile Amerikan, İngiliz ve Hollanda sendikaları 1949 yılında Dünya Sendikalar Federasyonu'ndan ayrılarak Uluslararası Özgür Sendikalar Federasyonunu (UHSK) kurdular.
Bugün Dünya sendikal hareketinin yaşadığı tüm olumlu gelişmelere rağmen, birçok ülkede sendikal hak ve özgürlükler baskı altında tutuluyor ya da etkisiz kılınmaya çalışılıyor. Sendikal hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği ve evrensel kurallara ters uygulamaların yaşandığı bir ülke de ne yazık ki Türkiye!...

TÜRKİYE'DE SENDİKALAR NASIL DOĞDU VE GELİŞTİ?
Türkiye'de sendikal hareket nasıl doğdu?
Türkiye'de işçi sınıfının doğuşu ve örgütlenmeye başlaması yaklaşık 100 yıllık bir geçmişe sahiptir.
Osmanlı İmparatorluğunun artık çökmeye başladığı 19. yüzyılın başında ilk fabrikalar kurulmaya başlandı. Ordunun gereksinimlerini karşılamak üzere 1835 yılında İstanbul'da Feshane, İzmit ve İslimiye'de Çuha fabrikaları kuruldu. 19. Yüzyılın sonuna doğru devlet fabrikalarının sayısı arttı.
İlk fabrikaların kurulmasını izleyen yıllarda ilk işçi hareketleri ve örgütlenmeleri de yavaş yavaş filizlenmeye başladı.
1870'li yıllarda çeşitli işçi dernekleri kuruldu. Ancak bunlar, işçi yardımlaşma sandıkları biçimindeydi. Bu tür derneklerin ilk bilinenlerinden Ameleperver Cemiyeti (İşçi Dostları Derneği) bir yardım sandığı biçimindeydi.
Tarihimizde bilinen ilk grev ise o günlerde adı Kasımpaşa Tersanesi olan Taşkızak Tersanesi'nde 1872 tarihinde gerçekleştirildi. Üç aydır ücretlerini alamayan işçiler grev sonucu istemlerini kabul ettirdiler.
İlk grev deneyiminden sonra Osmanlı İmparatorluğunda grevler giderek sıklaştı. O zamanlar greve "tatili eşgal" yani, "işlerin durdurulması" deniyordu.
Daha sonraları, demiryolları işçileri, Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası işçileri, iskele hamalları, liman işçileri, Şirketi Hayriye (Denizyolları) işçileri, tütün işçileri, İstanbul mürettipleri grevler yaptı.
1879'da 500 kadar yapı işçisi greve çıktı. İstemleri, ücretlerinin artırılması ve iş saatlerinin kısaltılmasıydı. Bu grevin özelliği, ilk kez iş saatlerinin kısaltılması istemiyle grevin yapılmasıdır.
1890'larda Tophane Fabrikası işçileri ilk kez Osmanlı Amele Cemiyeti adlı bir dernek kurdular. Bu dernek bir yıl sonra kapatıldı.
1908 yılının Ağustos ve Eylül aylarında 30 grev yapıldı ama İttihat ve Terakki iktidarı tarafından kanla bastırıldı ve grevleri yasaklayan bir yasa çıkardı. Bu baskı yasasına rağmen işçilerin mücadelesi durmadı. Demiryolu, tütün, tramvay, deri, gazhane işçileri zaman zaman grevler gerçekleştirdi.
Bu yıllarda iş günü 14 saati geçiyor; kadın ve çocuk işçiler azgınca sömürülüyorlardı.
Osmanlı İmparatorluğu'nun 1. Dünya Savaşında Almanya ile birlikte yenilmesi üzerine ülke 1918'de işgal edildi. Ve Sevr anlaşmasıyla paylaşılmak istendi.

KURTULUŞ SAVAŞI YILLARINDA SENDİKAL HAREKET NE YAPTI?
Kurtuluş savaşı yıllarında işçiler, ülkelerinin savunulması için savaştı; işgal altındaki İstanbul'da askeri depolardan silahlar kaçırılarak Anadolu'ya götürülmesi için örgütlenirlerken grev silahını da işgalcilere karşı kullandılar.
1921-1922 yıllarında 1 Mayıs canlı bir biçimde kutlandı. 1919-1923 yılları arasında başlıca şu grev hareketleri yer alır: Tütün işçileri grevi, Kasımpaşa Tersanesi işçileri grevi, Tünel işçileri grevi, Tramvay işçileri grevi, Çatalca demiryolu işçileri grevi, Zonguldak maden işçileri grevi, Bomonti Bira Fabrikası işçileri grevi, İzmir incir toplama işçileri grevi, Aydın demiryolu işçileri grevi, İstanbul matbaa işçileri grevi.
Bu dönemde yapılan Şark Şimendiferleri (Demiryolları) işçilerinin grevi özel bir önem kazanır. Bu greve 1400 işçiden 1200'ü katıldı ve 10 gün sürdü. Grev istemlerinin başlıcaları şunlardı: İşgalcilerle işbirliği yapan hainlerin işten uzaklaştırılması, günlük iş süresinin 8 saate indirilmesi, ücretlerin artırılması, ücretli hafta tatili, iş kazalarına uğrayanlara tedavileri boyunca gündelik ödenmesi, işten atılan demiryolu makasçısının işine dönmesi.

CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA SENDİKAL HAREKET NASIL BİR GELİŞME İZLEDİ?
Emperyalist işgalcilerin ülkeden sürülüp atılması ardından 1923 yılında Osmanlı İmparatorluğunun külleri arasından Anadolu'da Türkiye Cumhuriyeti doğdu. Çağdaş dünya ve bilimle buluşma amacı doğrultusunda Cumhuriyetle birlikte çağdışı kurumlar olan tekke ve zaviyeler kapatıldı, hilafet kaldırıldı, laiklik ilkesi yaşama geçti, Latin harfleri benimsendi.
1924 yılında İzmir'de toplanan İktisat Kongresi'ne çoğunlukla tüccarlar, büyük toprak sahipleri, ağalar ve bir takım ufak sanayi işletmesi sahipleri çağrıldı. İşçi delegeleri arasında gerçek işçi çok azdı. İşçi delegesi diye gelenler arasında atölye çalıştıranları, eski bir vali ve imamlar vardı.
O güne kadar işçi sınıfının grevlerde öne sürdüğü istemler Kongrede bazı işçi delegelerinin önerisi olarak getirildi. Ancak istemler gerçekleştirilmedi. İşçi önerilerinin başlıcaları şunlardı: 8 saatlik işgünü, 1 Mayıs'ın işçi bayramı olması, işçilere dernek kurma ve toplantı hakkı, toplu sözleşme yapma hakkı, bir iş yasasının çıkarılması, ücretli tatil.
1924 yılında Amele Teali Cemiyeti (İşçi Yükselme Derneği) kuruldu. Amele Teali'nin çatısı altında birden çok sendikal nitelikte örgüt toplanıyordu. Amele Teali, özellikle 1924-1926 yıllarında işçi eylemlerinde çok önemli bir rol oynadı. Bir çok grevi örgütledi ve destekledi. Amele Teali'nin çatısı altındaki üye sayısı 1925 yılı başlarında 30 bin işçiyi aşıyordu.
Hükümet 1925 başlarında Meclis'te iş yasası tasarısını gündemine aldı. Bu arada Amele Teali, 13 Şubat 1925 tarihinde 14 sendikadan 150 delege topladı. Toplantıda Amele Teali'nin bir iş yasası tasarısı hazırlaması kararlaştırıldı. Bunun için bir komisyon oluşturuldu. İş yasası tasarısı, 21 Şubat 1925 tarihinde toplanan "Büyük İşçi Kongresi"nde görüşüldü.
1 Mayısın işçi bayramı olarak yasayla tanınması, işçi sınıfının ve Amele Teali'nin en önemli istemleri arasında yer alıyordu. İşçi sınıfının bu uluslararası dayanışma gününü amacından saptırmak için, Hükümet tarafından 1 Mayıs'ı 1925'de "Bahar ve Çiçek Bayramı" diye ilan edildi.
1927 yılının 1 Mayıs'ında 2000'e yakın işçi işini terketti ve Amele Teali'nin binasında toplanarak 1 Mayıs'ı coşkuyla kutladı.
1927'nin sonlarında Amele Teali Cemiyeti "yasadışı bulunarak" kapatıldı. 150 etkin sendika üyesi ve derneğin yönetim kurulu tutuklandı. Dernek binasına el kondu. Örgüt dağıtıldı.
Ve bu yıllardan sonra uzun süre işçilerin örgütlenmesine olanak tanınmadı.
1936 yılında Türkiye'de ilk İş Yasası çıkartıldı. 3008 sayılı İş Yasası örgütlenmeyi ve toplu sözleşme hakkını içermiyor ve grevi yasaklıyordu. İlk kez işçi temsilciliği uygulamasını kapsayan yasa, çalışanlara güvenceler getirmiyordu.
1932 yılıda Faşist İtalyan Ceza Yasasından aktarılan 141 ve 142. maddeler sınıfsal örgütlenmelere şiddetli baskıların uygulanmasını öngörüyordu.
1938 yılında Cemiyetler Kanunu'nda yapılan değişiklikle sınıf esasına dayalı sendikalaşma ile işçi sınıfının siyasal örgütlenmesine yasaklar getiriyordu.

2. DÜNYA SAVAŞI YILLARI VE SONRASINDA SENDİKAL ÖRGÜTLENME NASILDI?
2. Dünya Savaşının sürdüğü 1939-1945 yıllarında baskılar daha da yoğunlaştırıldı. Bu dönemde iş süreleri 14 saate çıkartılırken angarya uygulamaları yaygınlaştırıldı.
İkinci Dünya Savaşı 1945'de bittiğinde dünyada faşizm ezilmişti. Bu, uluslararası işçi sınıfının, dünyadaki ilerici güçlerin, tüm demokrasi cephesinin zaferiydi.
Dünya Savaşının sonunda yeryüzünde görülen önemli değişme Türkiye'de de etkisini duyurdu.
1946'da İşçi Sigortaları Kurumu ve Çalışma Bakanlığı kuruldu. Cemiyetler Kanunu yeniden değiştirildi. Bu yasadaki, sınıf esasına dayanan dernek kurma yasağı kaldırıldı. İşçiler artık kendi sınıflarının çıkarlarını savunmak için dernek kurabileceklerdi. 1947 yılında ilk kez sendikalar kanunu çıkarıldı. Bundan sonra işçiler hızla sendikalaşmaya başladılar. Ne var ki Sendikalar Kanunu, grevi ve toplu sözleşmeyi yasaklıyordu. Aynı dönemde sendikalaşan işçilere baskılar da arttı. Ancak bu ortamda da işçiler genel olarak işyeri düzeyinde örgütlenmeye ve bu örgütlenmelerini giderek bölgesel düzeyde genişletmeye başladılar.
Bölgesel düzeydeki bu örgütlenmeler kısa süre sonra ulusal düzeyde örgütlenmenin gerçekleştirilmesini zorunlu kıldı ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) 1952 yılında kuruldu.

1960 SONRASI SENDİKAL ÖRGÜTLENME NASIL GELİŞTİ?
1960 yılında askeri darbe ile Demokrat Parti iktidarının düşürülmesinden 1 yıl sonra 1961 yılında Anayasa halkoyuna sunuldu ve yürürlüğe girdi.
1963 yılında 274 ve 275 Sayılı yasalar çıkarıldı. Sendikalaşma, toplu sözleşme ve grev hakları bu iki yasada düzenlendi. İşçi sınıfı, sınırlı da olsa bu yasalarda yer alan örgütlenme ve eylem olanaklarını da kullanarak sendikal mücadelesini yükseltti.
Kısa süre içinde grev dalgası ülkeye yayılmaya başladı.
1961'in Aralık ayında, zamanın en büyük işçi mitingi İstanbul'da Saraçhane'de yapıldı. Bu mitinge 200 binden fazla işçi katıldı.
Bu dönemde sonra Türkiye işçi sınıfının tarihinde çok önemli dönüşümler yapan grevler uygulandı:
-1963 Kavel Kablo Fabrikası ve Bozkurt Mensucat grevleri,
-1965 Mannesmann grevi,
-1964 Ataş Rafinerisi grevi,
-1965 Kozlu (Zonguldak) kömür madeni işçilerinin direnişi,
-1966 Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası işçilerinin grevi.
1966 yılında gerçekleştirilen Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası grevi Türk-İş içinde tartışmaları yoğunlaştırdı. Grevi destekleyen sendikalar Türk-İş'ten ihraç edildiler. Bunun üzerine Türkiye Maden-İş Sendikası, Lastik-İş Sendikası, Gıda-İş Sendikası, Basın-İş Sendikası ve Zonguldak Yeraltı Maden İşçileri Sendikaları 13 Şubat 1967 tarihinde Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)'nu kurdular. DİSK kurucuları; bir kuruluş bildirisi yayımlayarak; Türk-İş'in Amerikan yardımlarıyla ayakta duran bir kuruluş olduğunu, işçi sınıfına ihanet içinde bulunduğunu açıkladılar.
DİSK'in kurulması sendikal harekete yeni bir hız kazandırdı.
1970 yılında siyasal iktidarın; Sendikalar Yasasını değiştirmek istemesi, sendikal hak ve özgürlükleri baskı altına çalışması üzerine yüzbin işçi 15 ve 16 Haziran'da İstanbul ve İzmit'te büyük işçi hareketini gerçekleştirdi. 15-16 Haziran hareketi Türkiye işçi sınıfının artık "kendisi için sınıf" olma bilincine ulaştığının somut bir kanıtı olduğunu gösterdi.
12 Mart 1971 muhtırası sonrası yaşanan ara rejim döneminde sendikal hak ve özgürlükler kısıtlandı. Birçok işçi önderi ve sendikacı tutuklandı.
1973 yılında genel seçimler ardından sendikal hareket yeni bir boyut kazandı.
1976 yılının 16 Eylül'ünde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin açılmak istenmesine karşı DİSK genel grevle yanıt verdi. Yasanın çıkışı günlerce süren eylemler sonucu engellendi.
1980 yıllarına doğru yönetime gelen bazı siyasal partilerin faşist örgütlenmeleri desteklemesiyle halka, işçilere, sendikacılara, aydınlara yönelik silahlı saldırılar ve toplu katliamlar büyük bir artış gösterdi.
Kahramanmaraş ve Çorum'da katliamlar düzenleyen faşistler, gazeteci Abdi İpekçi'yi, savcı Doğan Öz'ü yazar ve öğretim üyesi Tarık Zafer Tunaya'yı ve DİSK'in ilk Genel Başkanı ve Maden-İş Sendikası Başkanı Kemal Türkler'i ve daha birçok ilerici insanı ve yurttaşımızı alçakça katlettiler.
Ülkedeki kargaşayı engelleyebilecekken, askeri bir rejimin önünü açmaya çalışan General Evren ve arkadaşları 12 Eylül 1980'de ülke yönetimine "el koyarak", parlamentoyu, siyasal partileri, sendikaları, demokratik kuruluşları süngü zoruyla kapattılar ve Anayasa'yı "askıya" aldılar, 600 bine yakın insanı zindanlara kapattılar, işkencelerden geçirilmesine neden oldular..

1980 Askeri darbesi sendikal hakları nasıl yasakladı ve sindirildi?
1980 askeri darbe ile sendikal hareketteki gelişmeler engellendi. Bu dönemde binlerce sendikacı, sendika görevlisi ve öncü işçiler tutuklanırken, Türk-İş dışındaki konfederasyonlar ve üye sendikaları kapatıldı. Örgütlenme hakkına doğrudan yasak ve kısıtlamalar yanında toplu sözleşme hakkına kısıtlamalar getirildi. 1961 Anayasasının getirdiği özgürlükler ortamında çıkartılan 274 ve 275 sayılı yasalardaki kazanımların önemli bölümü bu ortamda yok edildi.
-Kıdem tazminatı hakkı sınırlandırıldı,
-Hak grevi yasaklandı,
-Grev yasaklarının kapsamı genişletildi,
-Sendikaların siyasal yaşama katılımları yasaklandı,
-Sendika yönetici olmaya kısıtlar getirildi.
12 Eylül'ün yarattığı baskı ortamıyla işçi ücretleri geriledi ve yoksullaşma süreci derinleşti.
Bahar Eylemleri sendikal tarihte nasıl bir dönüşüm sağladı?
1989 yılında artık yüzbinlerce işçi alanları, bulvarları, caddelerini doldurmaya; yoksulluğa kitlesel ve sürekli tepki göstermeye başladı. Tarihe, "Bahar Eylemleri" olarak geçen bu tepkiler sonucu, kamu kuruluşlarında ilk kez enflasyona endeksli ücret sistemi kabul ettirildi.
1991, 1993, 1995 ve 1997 yıllarında gerçekleştirilen kamu sektörü toplu sözleşme dönemlerinde de eylemler, tüm ülkeyi sarstı. Yüzbinlerce işçi hakları için büyük yürüyüşler gerçekleştirdi.
Ancak 1994 ve 1997 yılları toplu sözleşme döneminde yaşanan iki olayın bugün de unutulması olanaksızdır.
Bunlardan birincisi 1994 yılında alınan 5 Nisan kararlarının ardından, 12 Eylül 1994 tarihinde Türk-İş yönetiminin onayıyla Hükümetin ücret farklarını 6 ay ertelemesidir. Bu karara Harb-İş üyeleri yasal haklarını kullanarak karşı koydu ve suskunluğa tepki gösterdi.
İkincisi ise 1997 yılında iki sendika başkanının kamu toplu sözleşmeleri görüşmelerinin sürdüğü aşamada, diğer sektörlerdeki toplu sözleşme görüşmelerinin önüne kesmek amacıyla Hükümetle anlaşarak toplu sözleşmelerini bağıtlamalarıdır. Bunun sonucu sendikasızlaştırma aracı olan Eşel Mobil sistemi yaşama geçirilirken, düşük ücret zammına geçit verildi.
1993 yılından sonra günümüze gelinceye kadar sendikal harekette özelleştirmelere, sosyal güvenlik hakkının sınırlandırılması girişimlerine karşı yükselen tepkiler genişledi. Bu arada kamu emekçileri, grevli toplu sözleşmeli hakları için örgütlenme atağına geçerek Hükümetlerin dayatmalarını aşmak üzere kitlesel eylemler, protestolar gerçekleştirdiler.


“ EŞEL - mobil sistemini içeren bir sözleşme imzalayan Şeker - İş ve Demiryol - İş sendikalarının ardından memur kesimi için de Temmuz 1997'den itibaren bu sistemin uygulanmak istenmesi, eşel- mobil'i tartışmaya açtı. “

EŞEL MOBİL SİSTEMİNİN SAKINCALARI :
* Herşeyden önce toplu pazarlık hakkını yok eder ve sendikal örgütlülüğü gereksiz kılar. İşçilerin sendikasızlaştırılmasında bir araç olarak kullanılır.
* Dünya genelinde yalnızca asgari ücretin belirlenmesinde bazı ülkelerde benzeri sistemler olup, dikta rejimleri dışında hiçbir demokratik ülkede uygulanmamaktadır.
* Eşel - mobil sistemi, yaşanan enflasyonun bir sonraki döneme yansıtılması olduğundan ücret belli bir dönem enflasyon karşısında eridikten sonra yani düşük ücret üzerine bir artış getirilmektedir.
* Geçmiş kayıp, ancak bileşik faizle karşılanabilir, ancak eşel mobilde böyle bir işleyiş yoktur.
* Türkiye'de 12 Eylül döneminde Yüksek Hakem Kurulu eliyle oranları çarpıtılmış bir eşel - mobil sistemi uygulandı. Sendikalar devreden çıkmış, enflasyona yakın oranlarda ücretler otomatikman artırılmış ancak gerçek ücretler sürekli düşmüştü.
* 1995 ve 1996'daki gerçek ücret kaybının telafi edilebilmesi için iyileştirme zammının yüzde 114.1 olması gerekirdi. Oysa iki sendika, yüzde 15 oranında iyileştirme zammı aldı.
* En doğru yöntem, asgari geçim için bir ücret düzeyi belirlenmeli, tüm ücretler bu düzeye çekilmeli, çekilen bu ücret üzerine geçen döneme ait gerçek ücret kaybı eklenmelidir. Daha sonra geçen yılki enflasyon oranı kadar Ocak itibariyle ücret zammı yapılmalı, yıl boyunca enflasyon oranında zam verilmeli ve refah payı da ücret artışına eklenmelidir.



Dunyanin Her Yerindeki Ziyaretçilerin Konumu
visitors location counter